Dilin Doğuşu ve Evrimine Kısa Bir Bakış
s
semra@semra
15 Ocak 2024·5 dk okuma

İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir araç olan dil, kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık ve yüzyıllar boyu gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur.
Dilin yapısıyla ve bu yapının oluşturulması için kullanılan kurallarla ilgilenen dilbilimcilerin bu konuda farklı görüşleri ve teorileri olmakla birlikte görüşler, iki ana grup etrafında toplanır:
- Birinci görüşe göre dil, ilahi bir kaynaktan gelir. Bu tek kaynak, yani yaratıcı, insana dili armağan etmiş ve onu üstün kılmıştır. Dolayısıyla bütün diller tek bir dilden doğmuş olmalıdır. Bu görüşe inananlara Monojenistler denir.
- İkinci görüş ise ilahi kaynağı dikkate almadan ortaya atılan tasarı ve teorilerden oluşur. Bu görüşü savunanlar polijenistlerdir. Bu görüşte olanlara göre önce jest ve mimikler ve el kol işaretleriyle anlaşma sağlanmıştır. Daha sonra taklit ve yansıma sesler, dille çıkarılarak anlaşma zinciri genişletilmiştir. Nihayet kelimeler ortaya çıkmış ve dil dediğimiz anlaşmalar sistemi gelişip genişlemiştir.
Yansıma Teorisi
Yansıma teorisi, Alman Max Miiller tarafından ortaya atılmıştır. Özetle bu görüşe göre dil; insanların, ses çıkaran varlıkların seslerini yansıtmasıyla kurulmuştur. Yani tabiattaki sesler taklit edilerek kelimeler yapılmış ve konuşma başlamıştır. Kuş ve hayvanların sesi, gök gürlemesi, su sesi gibi sesler kelimelerin doğuşu için bir örnek ve model teşkil etmiştir. Yansıma teorisine göre dillerin akrabalığı da yansıma seslerle yakından ilgilidir ve ona dayanmaktadır. Ayrıca bu teori, çocuk dilinde bulunan yansımalı kelime veya sesleri komut olarak gösterir. Ancak her dildeki yansımalı kelimelerin azlığı ve bütün kelimeleri yansımalara bağlamanın çok zor oluşu bu teoriyi eleştirenlerin temel dayanağı olan iki unsuru teşkil etmektedir.Ünlem Kuramı
Bu teoriye göre ilk kelimeler ünlemlerdir. İnsanlar, ilk tepkilerini, ani olaylar karşısındaki şaşkınlık, öfke gibi duygularını ifade eden ünlemlerle ortaya koymuşlardır. Böylece ünlemler, tekrar edilmiş ve diğer kelimeler de ünlemlerden ortaya çıkmıştır. Tıpkı yansıma teorisinde olduğu bu teori için de dillerde ünlemlerin çok az yer tutuyor oluşu ve bir dilin kaynağını sınırlı sayıdaki ünlemlere bağlamanın zorluğu eleştiri sebebi olmuştur.İş kuramı
İş kuramına göre ilk kelime, insanın iş yaparken çıkardığı seslerden doğmuştur. Yani dilin kaynağı iştir. Kısmak, kesmek gibi fiiller sırasında ortaya çıkan sesler insana anlamlı kelimeleri çağrıştırmıştır. Bu durumda önce fiiller ortaya çıkmış olmalıdır. Daha sonra da fiillerden isimler doğmuştur. Bu durumda fiille köken olarak hiçbir ilgisi bulunmayan kelimeler nereden gelmiş olabilir? (içmek-su, yemek-sütlaç gibi).Beden Dili Kuramı
Bu teori dilin temelinin ses, mimik ve jestlerin oluşturduğunu savunur. Teoriyi savunanlar çocukları örnek göstererek isteklerini önce mimiklerle, jestlerle ifade etmelerini, daha sonra yavaş yavaş kelimeleri kullanmaya yönelmelerini işaret eder. İşte insan, ilk olarak dili bir çocuğun keşfettiği gibi bulmuştur. Önce her sese paralel bir mimik vardı. O halde kelimeler, mimik ve jestlerden doğmuştur. Açlık ve sevinç gibi değişik duygular, önce mimik ve ona bağlı bağırma veya mırıldanma ile kendini gösterir. Daha sonra tek heceli seslenmeler ve el işaretleri ortaya çıkar. Son aşamada ise istekler sembollerle yani kelimelerle ifade edilir. Daha sonra resim ve yazı ile ifade etme ortaya çıkar. Bu teori diğerlerine göre akla daha yatkın görünmektedir.Güneş Dil Teorisi
Güneş Dil Teorisi, dünyadaki bütün dillerin kelime köklerinde Türkçe köklerin bulunduğunu iddia eden bir “köken dil” teorisidir. 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından da desteklenmiş olsa da dilbilimciler arasında genel bir kabul görmemiştir. Teorinin ana düşüncesinde, Güneş’in bütün varlıklara ışık ve hayat vericiliği vardır. Tıpkı bunun gibi bütün dillere hayat veren dil, Türk dilidir.
Yorumlar
Ferdinand de Saussure içerikte bu isme değinilmemiş. Bu yüzden içerik eksik kalmış. 🤔